Anneler Günü'nün ardından: Diğer 364 günde ne oluyor

Aradığımız o gün — ve ardından gelen sessizlik üzerine. İyi niyetli olan ama yine de her zaman yanında olamayan yetişkin çocukların hikâyeleri.
Anneler Günü'nün tuhaf bir özelliği var. Vicdan azabını bir günlüğüne susturur — ve ardından diğer bütün günler için daha da büyütür.
Ararsın, çiçek gönderirsin, hatta belki bir ziyaret ayarlarsın. Ve birkaç saat boyunca mesafe daha küçük hissettirir. Sonra pazartesi gelir, hafta başlar ve hayat yeniden gürültülü, dolu ve hızlıdır. Ve senden kilometrelerce uzakta, çok daha sessiz bir evde, Anneler Günü çoktan bitmiş olan biri oturur.
Almanya'da 65 yaşın üzerindeki her üç kişiden biri tek başına yaşıyor — Federal İstatistik Dairesi'ne göre yaklaşık 5,9 milyon insan. Çoğunun çocukları var. Bu çocukların çoğu ebeveynlerini içtenlikle seviyor. Ve sonra çoğumuzun konuşmaktan kaçındığı şey oluyor: Sonraki 364 gün, çoğu zaman herkesin niyet ettiğinden çok daha sessiz geçiyor.
Bu yazı işte o günleri anlatıyor. Gerçek insanları — anonim ama tanıdık. Ve daha iyisini yapmak isteyip de tam olarak nasıl yapacağını bilemeyen biri için ne yapılabileceğini.
"Anneler Günü vicdan azabını bir günlüğüne susturur — ve ardından diğer bütün günler için daha da büyütür."
Elif, 41: "Haftada bir yeter sanıyordum"
Annesi Freiburg'da yaşıyor. Elif Hamburg'da. Trenle dört saat, yılda iki kez mümkün. Gerisi: telefon.
"Kendime bir düzen kurdum. Pazar günleri ararım, her zaman. Bu iyi bir şey sanıyordum. Düzenli, ona onu düşündüğümü gösteriyor." Bir an duruyor. "Ta ki annem bir gün laf arasında perşembeyi sevmediğini söyleyene kadar. Neden diye sordum. 'Perşembe pazardan çok uzak hissettiriyor,' dedi."
Elif bunu acındırmak için anlatmıyor. Bilmediği için anlatıyor. Çünkü düzenli aramanın yeterli olduğunu sanıyordu. "Ona hafta boyunca onu düşündüğümü hiç anlatmamıştım. O da bana, az programı olan biri için bir haftanın ne kadar uzun olabileceğini hiç anlatmamıştı."
Sonrasında ne mi oldu: Elif perşembeleri de aramaya başladı. Öylesine, kısaca, özel bir şey değil. Annesi üçüncü seferinde şöyle dedi: "Ben gençken perşembe günü aramazdın ama." Ve güldü. Bu, Elif'in aylardır duyduğu, zorlama gelmeyen ilk kahkahaydı.
Mehmet, 36: "Hep iyi olduğunu söylüyor"
Annesi 71 yaşında. Eşini üç yıl önce kaybetti. Mehmet'in büyüdüğü evde tek başına yaşıyor.
"Her seferinde soruyorum. Nasılsın? O da: İyiyim, diyor. Ne yaptın diye soruyorum. Özel bir şey yok, diyor. Sonra bana nasıl olduğumu soruyor ve aslında benim hakkımda konuşmayı tercih ediyor." Başını sallıyor. "Uzun süre bunu ciddi söylediğini sandım. Gerçekten iyi olduğunu."
Bir gün farklı sordu. Nasılsın? değil de: Bu hafta seni en çok ne zorladı? Sessizlik. Sonra: "Kalorifer tuhaf bir ses çıkarıyor. Ve yine uyuyamadım. Geçen hafta da babanın ölüm yıldönümüydü, biliyorsun." Biliyordu. Aklına gelmemişti.
"Annem beni koruyor. Hep yaptı bunu. İyi olanı değil, gerçek olanı sormayı öğrenmem gerekti."
"'Nasılsın?' diye değil, 'Bu hafta seni en çok ne zorladı?' diye sormak — bazen yaşça büyük ebeveynlerin çocuklarını korumak için gerdiği o kalkanı aralar."
Selin, 44: "Anneler Günü, onun bekliyormuş gibi göründüğü tek gündü"
Annesi 74 yaşında ve eşinin ölümünden bu yana yalnız yaşıyor. Aktif biri, komşuları var, düzenli olarak yürüyüşe çıkıyor. Dışarıdan: hiçbir sorun yok.
"Tanıdığım en güçlü insan o. Hiç sızlanmaz. Hiçbir talepte bulunmaz. Bunu hep iyi olduğunun işareti sandım." Selin duraksıyor. "Ta ki geçen Anneler Günü'nde onu arayıp ikinci çalışta açana kadar. İkinci çalışta. O tuhaflığı hâlâ hatırlıyorum. Hiç bu kadar çabuk açmaz."
Telefonu elinde tutuyormuş. Sabahtan beri. Selin'in arayacağını biliyormuş — ve beklemiş. Kızgın değil, sitemli değil. Sadece beklemiş.
"Sonrasında uzun süre şu tek görüntüyü düşündüm. Annem, evinde tek başına, telefon elinde. Hasta olduğu için değil. Bir şey olduğu için değil. Çünkü o gün beklediği tek şey o telefondu."
Selin'in o zamandan beri sabit bir kuralı yok. Ama yeni bir alışkanlığı var: Annesini düşündüğünde — ki bu günde birkaç kez oluyor — ona kısa bir sesli mesaj gönderiyor. Çoğu zaman önemli bir şey değil. "Az önce seni düşündüm. Canın isterse ara." Annesi her zaman geri dönüyor.
Peki diğer 364 günde ne yapabiliriz?
Bu hikâyeler bir çözümle bitmiyor, çünkü herkese uyan tek bir çözüm yok. Ama pek çok kişinin tanıdığı örüntüleri gösteriyorlar — ve bir şeyleri değiştiren küçük kaymaları.
Daha sık değil, farklı sor. "Nasılsın?" insanı "İyiyim"e davet eder. "Bu hafta güzel olan neydi?" ya da "Aklını ne meşgul etti?" daha fazlasını açar. Bazen onları gerçekten konuşturan şey, cevaplaması kolay olmayan bir sorudur.
Habersiz küçük şeyler. Kısa bir mesaj, bir fotoğraf, bir sesli mesaj — bir görev olarak değil, bir refleks olarak. "Az önce seni düşündüm" 20 saniye sürer ama 20 dakika gibi hissettirir. Önemli olan temasın miktarı değil. Orada olduğun hissidir.
Sadece pazarı değil, tüm haftayı bil. Perşembenin uzun olduğunu bilen, babanın ölüm yıldönümünün mart ayında olduğunu bilen, salı günü doktor randevusu olduğunu bilen kişi; aramak yerine gerçekten ulaşabilir. Temas ile bağ arasındaki fark budur.
İşaret bekleme. Yalnız yaşça büyük ebeveynlerin çoğu yalnızlıklarını belli etmez. Korurlar. Çocuklarını sormayı tercih ederler. "İyiyim" derler. Net bir işaret beklemek, riskli bir bekleyiştir.
Pratik sorular sor. "Kalorifer yolunda mı? Zorlaşan bir şey var mı?" — bir kontrol olarak değil, bir davet olarak. Bazen pratik yanıtların ardında duygusal gerçekler saklıdır.
Anneler Günü güzel bir başlangıç olabilir. Ama gerçek bağ, diğer 364 günde kurulur.
Belki de bu yazı, bu haftanın perşembesinde kısa bir telefon açmana ya da küçük bir sesli mesaj göndermene vesile olur.
Mecbur olduğun için değil.
Sevdiğin biri, belki de telefonu elinde tuttuğu için.